9== UMUR TALU’ya

Merhaba,

ismimle  hatırlamanız mümkün  değildir beni.

Bu bir kırgınlık yazısı da değildir. Bu  verdiğiniz sözden sizi azad etme yazısıdır.

görüşme talebim zaman aşımına uğradı. Sağlık olsun. sitemimde yoktur.

görüşme talebimde sizin  bu günkü yazınızla ilgiliydi aslında.

selamlar

Umur Talu
Aşağıda okuyacaklarınızı Fransa’daki “Türkiye Mevsimi” çerçevesinde Paris’te düzenlenen bir medya panelinde söyledim.
Fransa’nın eski Ankara Büyükelçisi François Dopfer’in yönettiği panelde “Fransa gazetecileri”ni temsilen, Komünist Partisi’nin kıdemli gazetesi l’Humanite’den, neredeyse kırk yıldır orada çalışan ve benim 30 yılda 10’uncu gazetem olmasına biraz şaşıran meslektaşım Charles Silvestre vardı.
Konu ise, ne ilginç değil mi, “Fransa ve Türkiye medyalarındaki tabular. İktidar eleştirilebiliyor mu?” idi.
Yönetici özellikle “Doğan Grubu’na yaptırımlar” üstünde durmamı istedi.
Şöyle nokta nokta ve tek tek basaraktan durdum;

Türkiye’nin birinci medya grubuna ağır yaptırımlar uygulanıyor.
Gerekçesi mali.
Gerekçenin gerçek bir gerekçesi olmadığını söyleyemeyiz.
Ancak bu yaptırımların bir medya grubunun cezalandırılması olmadığını da söyleyemeyiz.
Bu grup kendini “hükümete muhalif” olarak tanımlıyor(du).
“Muhalif” olmanın anlamı bir yana; bu gruptan kovulmuş bir köşe yazarı tam üç kitap yazdı ve bu kitapların ana fikri, “kendisi hükümete muhalif olduğu için gazetesinden kovulduğu” idi.
Böylece, “hükümete muhalif” bir grubun bir yazarını “hükümete muhalif” olduğu için kovması gibi garip bir durum ortaya çıktı.
Büyük medya grubu zaman zaman, Başbakan’ın kendilerine “sansür” uygulamak istediğini beyan etti.
Ama o köşe yazarı da, o üç kitapta bize, “Yıllar boyu, genel yayın yönetmeni tarafından yazılarına sansür uygulandığını” anlattı. Biraz geç anlattı ama, böyle anlattı.
Bu grup ilk defa yaptırımlara maruz kalmıyor. Bir medya grubu ama, önceki mali cezalandırmanın gerekçesi de basın faaliyeti değil, petrol faaliyeti idi.
Aynı gazetenin önde gelen köşe yazarlarından biri de, ayrılırken, “hükümetin istemediği gazeteciler listesi”nin olduğunu söyledi. (Ben bunu “etik temizlik listesi” olarak adlandırdım!) Bu durumda, “hükümete muhalif” bir gazetede “hükümete muhalif” olabilmek gibi bir şeyin mümkün olmaması durumu ortaya çıkıyordu!
O büyük gazetenin genel yayın yönetmeni başta, genellikle her kritik dönemde, fiziken ama tabii daha çok yayınla, “hükümete muhalif laiklik” adına Anıtkabir’e koşuluyordu. Genel yönetmen tam şu sırada Kâbe’ye koştu!
Bu tip gazeteciliğe bizde ama herhalde sizde de “bağımsız gazetecilik” diyor aktörleri. Bağımsız, temiz, etik, özgürlükçü.
Ben de açıkçası buna tanıklık edebilirim çünkü ben de aynı gruptan tam da bu nedenle kovulmuştum. Sanırım “hükümete muhalif”tim; ama söylemeliyim ki, bu kez hükümet önceki koalisyon hükümetiydi. Yani hükümetlerin değişmesi çok büyük değişiklikler getirmiyordu! O hükümet de, “merkez sol, liberal merkez sağ, merkez milliyetçiler”indi ve tüm hükümetler gibi

Yorum Yapın

Required fields are marked *
*
*

%d blogcu bunu beğendi: